Bir tutam hayat: Gecenin soluğu

18.11.2021
16
Bir tutam hayat: Gecenin soluğu

11 Mayıs 2014

İsme, afallamış ama sanki sıradan bir hareketmiş gibi o kalabalığın içinden sıyrılıp, eli Ali’nin elinde masaya tekerrür döndü. Masada herkes vazgeçtiği gibiydi. İsme dışında kimse bu gidişatın karmaşasını yaşamıyordu belirli ki.

Bir tek Bengü tuvaletten döndüğünden beri bir enteresandı. Ege’nin çıkıp gelmemiş olması iyiden iyiye canını sıkmıştı. Bir anlık hareketle çantasını, telefonunu hakimiyet edip gitmek üzere kapıya yöneldi.

Afallamış İsme

Zeynep, Bengü’nün gidişine hakikatinde çok bozulmuştu, ama bir yandan da umursamıyordu. Zira bu gece onu eken tek şahıs olmayacaktı. İsme’nın gitmeyeceğinden ise emindi. isme de bir an durup, ”İyi ki gelmişim” dedi içinden. Onun burada yalnız kalması fikri midesini bulandırmıştı ve bir yandan da bu Bengü’yü son görüşleri olacaktı. Artık onunla bir dostlukları yoktu.

Tam bunlar bir yana, İsme ellerini nereye koyacağını afallamıştı. Sahi banalde bu elleri nerede duruyor, ne yapıyordu? Şimdi buz kesmişti ve öylece cihanda asılı kalmış gibiydi. Bir an evvel buradan gitmek istiyordu, ama Zeynep kendini iyiden iyiye kaptırmıştı. Bir vakit daha içindeki girdapta kendisiyle boğuşmayı seçim etti.

Telefon numarası

İsme kafasında bir masalın içindeydi şimdi. Bir zürafanın boynuna tırmanmış da bulutlara yükseldiğini düşünüyordu. Bulutlardan bir parça koparıp afiyetle yiyor, gökten alta baktığında insanların karınca kadar görünmesinden neşe alıyordu. Ne zaman bir yerden kaçmak istese ve kapana sıkışsa oynuyordu bu masal oyununu. Semandan altlara bakmak ona kendini özgür sezdiriyordu. Zürafalarla bir bulutun lezzetini paylaşmak gibisi yoktu.

Kendini masalın ortasında kaybettiği bir sırada Ali bir defa daha telefon numarasını almak istediğini söylüyordu. Neden sonra masalından dağıldı İsme ve Ali’nin kendisine numarasını vermesini, bir ara kendisini arayacağını söyledi. Yeniden suratı kızarmıştı, ama bu sefer palavra söylediği için. Ne zaman palavra söylese kızarırdı, ama neyse ki Ali bunu öğrenecek kadar tanımıyordu İsme’yı.

İsme, Ali’yi asla aramayacaktı; içindeki yangın onu kül etse dahi.

Gecenin soluğu

Sonunda Zeynep buradan çıkmayı kabul etmişti, ama pek ayakta duracak eforda değildi. Onu bu hale getiren içki değil, boşanmanın eşiğindeki bir kadının iç dünyasıydı ve bunu orada bilen tek şahıs İsme’ydı.

Evvel iyi gibi görünse de Zeynep dışarıda aldığı solukla daha da dibe battı sanki. Artık bir yandan da ağlıyordu. Sicim gibi boşalan gözyaşlarına aldırmadan, Ali’yi görmek istediğini söylüyordu. Zeynep’in dünyalar tatlısı oğlu, İsme’yla tanışma ve abla kardeş olma nedenleri, canları Ali.

Onu gecenin şu âmâ müddetinde Ali’nin karşısına bu halde çıkaramazdı İsme. Ali ve değişik iki dostuyla Zeynep’i evvel Taksim’e bir çorbacıya götürdüler. Zeynep yeniden tam gün pek bir şey yememişti, ama şimdi çorba da içmedi. Sonra da kahve içsin, azıcık ayılsın diye bir kafeye gittiler.

Orada Zeynep yeniden ağlamaya devam etti, kustu… İsme her iyi kız dostun yaptığı gibi o kusarken saçlarını yakaladı.

Zaman aktı…

İnsan yaşadığından pek bir şey azaltamadı…

Art yarın

Damla Karakuş

Bir tutam hayat: Aşk bu mu – İkinci kısım için tıklayınız

YAZAR BİLGİSİ