Üç surat km süratte el freni çektim

11.11.2021
30
Üç surat km süratte el freni çektim

Dün ve Dünya, yalnızca “biz”den ibaret. Bugünümüzde ise gördüklerimizi heykeltraşlar ve ressamlar planlıyor. Nasıl betimliyor, nasıl soluyor ve nasıl bir likeni içine sokuyorsak dünyamızı yalnızca o kadarız, belki de bırakıp gittiğimiz kadarız. Kimi ördüğü dört duvarı arasında mapus, kimi gökyüzü maviliği arasında özgür. Ancak bende bütün aksi sis kaplamış vaziyette dünyamı, bulanık görüyorum gözlerimi açtığımda. Göz gözü görmemekte kimseye saplanamıyorum sisler isme gibi dört yanımı kapladıkça çevremi çaresizlikten fevrileşiyorum. Oğuz ağabeyimden Atay kalan bir tutunamama korkumuz da hazır ve nazır. Zati hiç anlaşılamadık. Bizi ararken kendimi kaybettiğim hep yanlış kavşaklara savruldum ya da 300 km süratte el freni çektik ve netice kaçınılmaz!

Şimdi sis çökünce yeryüzünün altına, göğün üzerine kalakalıyor insan. Esrarengiz, ummansız basiretsizlik var üzerimde. Günümün yirmi beş saatine yüklediğim enerjimle arama kocaman labirent örülmüş. Aynaya baktığımda suretim arasında sisli-puslu bir hava hakim. Şimdi çevremi bu kadar sis bulamışken kaçak kavga eten insanların ayak seslerini dinliyorum, geliyorlar kaplumbağa süratinde yürüyen ölüler gibi. Sanki pusuda bekleyip bir çelme takacak o insanların lisanında kalmış gibi seziyorum. Olacaklardan kaçmak için parende atarak çılgıncasına aksi doğrultuya koşuyorum. Ancak sis suratından bu hengamenin bütün ortasına doğru koşmuş olduğumu fark ettiğimde geç oluyor. Sis kalktığında artçılların kocaman bir fay hattı oluşturduğunu görüyorum hayatımın orta yerine. Vicdanım kaburgalarımı yumrukluyor, canım acıyor, susuyor, sükut ediyorum.

Seneler su gibi azizim, çehre mahallelerim değişiyor. Yaşım eşşek kadar ve eşyalar bile taşınmaktan boykot ediyor beni. Ancak puslu havalarda atılan kmatem çiziklerin varlığı ve gerçekliği hiç değişmiyor.

Na-mümkün…

Yeniden öyle yarıyılların içerisindeyim hatta bütün merkezinde galiba. Vakit çiziklerin atıldığında anesteziye tanık olma vakti.

Aşk, yaşam yahut dostluk da böyle bir şey galiba. Mesela aşk, coşkun bir Eylül mevsimi gibi mis kokular içinde başlıyor, b*k kokularıyla son buluyor. İçin kıpır kıpır pür telaş, semtinde bayram havası. Çevresine sebepsiz yere gülücükler lütfediyorsun bedavaya. Onu hoşlandığım günden beri renklerin tonu değişti, hayatımın katran karalığı bembeyaz oldu diyorsun ya hani! Suratımda ki evren için soluk aldığım müddetinin getirdiği çizgilerin manası bile değişti, geçmişin o acıları bir şimdi birer çocuk kahkahası gibi oldu diyorsun ya hani! Öyle şeffaf ve berrak ve gül hoşu geliyor duygular. Masumane, bkocamancık, yek. Sanki şehirk kez on yedi yaşından gümüş kolye almışsın gibi seziyorsun. Bir evvelin vardı evveli gibi, hani artık yalnızca anısı olan, şimdi her şey bambaşkaydı çünkü “o” var diyorsun. Sanki gözlerimi kapasam, soluk alsam onun yanına her an ışınlanabilirmişsin gibi geliyor. Zamanın ve mekanın kuantum gerçekliğini yoksaymış gibi seziyorsun. Kendini olduğun gibi bırakabilmek diye bir eylemsellik hali var ama eyleme geçemediğin. Sonra, sonra sanki vakit geçiyor ve sis çevreliyor yeniden çevreyi. Kelimelerle sığdırmaya doyamadığın, şükür secdesine vardığın insan kılığındaki tecelli aşk, anlat anlat bitiremediğin hayat en büyük çiziği atmak için bir sebep kollar gibi yeniden pusuda. Sen kendi hayallerine, anlatamadıklarına, keşkelerine ve anlaşılmazlıklarına sığınıyorsun. İyi ki bea diyorsun, iyiydi yinede…

Ama sonra, olmadı bea…

Bir şey diyemez, yiyemez ve içemez vaveyla ile doluyorsun avaz avaz. Yalnızca o çok yalvardığın ama hiç olmayanın olmasını istiyorsun. “Anlaşılmak”. Belki de bu surattan “Kavrıyorum” kelimesinden sızan o derin anlayışsızlıklara boğulduk çoğu zaman, neye kırıldığını görmeyen kişilerin anlayışsızlıkları yalnızlığını ksıçradığı için hamle modundasın. Lafın özü, gözü artık kulağını patileyen o tanıdık, ezber laflardan kaçıyorsun. Beni, isme örneği çevrelediğini iddia eden kifayetsiz yüreklerden kaçıyorsun. Eskiden olduğu gibi şiirlere sarılıyorsun yeniden, daha çok okurken yeniden avaz avaz susma vakitleri geldiğine kanaat ediyorsun.

Z Raporu: Ağaçta duran kuş, dalın kırılmasından hiç korkmaz. Onun güveni ağaca değil, kendi kanatlarınadır.

*Yazıyı okurken bonus olsun / Fazıl Say – İnsan insan

Engin Dal

Instagram: seslenenadam

YouTube

[email protected]

özel içeriğidir.

YAZAR BİLGİSİ